"Sen hiç Kapadokya'da balona bindin mi?" diye sordu. "Hayır" dedim. "Ben de binmedim" dedi. Üç ay sonra oradaydık.
Bu yazı, böyle başlayıp şafağa kadar süren bir gecenin ardından yazıldı. Klişe dolu, sosyal medyada her gün en az kırk fotoğrafını gördüğünüz o sahne — Göreme'nin üzerinde yüzlerce balonun yükseldiği sarı-turuncu gökyüzü — acaba gerçekten romantik mi, yoksa Instagram'ın bize ısmarladığı bir sahnenin sahnelenmesinden mi ibaret?
Sorunun özü: Planlanmış romantizm sahte midir?
Modern flört dünyasında bir önyargı var: gerçek romantizm plansız olmalı. Hiç beklemediğiniz bir an, bir otobüs durağında, bir konserde, bir kitapçıda ortaya çıkmalı. Oysa balon turu tam tersidir. Aylar önce rezervasyon, tarih belli, saat belli, hatta balon şirketinin fotoğrafı bile belli.
Ama bu mantık biraz çocuksu. Tüm önemli anlar biraz planlanmıştır. Düğünler planlıdır. Yıldönümleri planlıdır. Yurt dışı taşınmaları planlıdır. Planlanmış olmak, samimiyetsizlik anlamına gelmiyor — sadece iki kişinin aynı anı istediklerini önceden söyleme cesaretini göstermiş olmaları anlamına geliyor.
Balon turunun neden işe yaradığını anlamak
Bir Kapadokya balon turu, üç ayrı aşamadan oluşuyor ve her biri farklı bir ilişki testi veriyor.
1. Sabahın körü kalkma aşaması
Sabah 04:30'da alarm çalar. 05:00'te otel lobisinde buluşursunuz. 05:30'da minibüse binersiniz. 06:00'da balonun yanındasınızdır. Bu, bir ilişki testidir. Uyanınca ne tür bir insan karşınıza çıkıyor? Homurdanıyor mu, espriye açık mı, sessizce fotoğraf mı çekiyor? Sabah 4'te birinin gerçek halini görmek, yirmi akşam yemeğinden daha öğretici olabilir.
2. Balonun yükselme aşaması
Balonun havalanması oldukça sessiz bir deneyim. Rüzgâr sesi yok, motor sesi yok, sadece brülörün aralıklı fısıltısı. Bu tam da o garip sessizliktir: ne sohbete zorlar, ne de sohbeti yasaklar. Genelde bu sırada insanlar elini tutuşturur. İkinizden biri bunu başlatmazsa, bu da bir bilgidir.